Son yıllarda Türkiye ve Avrupa sıcak siyasetinin bir aracı haline gelen Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) adaylık süreci, kamuoyunun üyeliğe yaklaşımını olumsuz etkilemeye devam ediyor.
3 Kasım 2002 genel seçimleri öncesi Ak Parti’nin temel vaatlerinden bir tanesi de ‘AB’ye tam üyelik’ olmuş, iktidara gelmesinin ardından Türkiye-AB ilişkileri önemli bir ivme kazanmıştı. Özellikle, 15 Aralık 2004’te Avrupa Parlamentosu üyelerinin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine yönelik tasarı metnine kapalı oylama olmasına rağmen ‘evet’ yazan pankartlarla destek vermesi, 16 yıldır süren adaylık sürecinin akıllarda kalan önemli dönüm noktalarından biriydi.

Ancak bu süre zarfında, Türkiye’nin ‘tam üyelik sürecine yönelik’ en üst makamdan kararlı söylemler üretilse de hem Türkiye’nin hem de AB’nin bu konudaki yaklaşımları, politika ve uygulamalar bakımından önemli değişiklikler yaşadı. Bugün gelinen noktada, iç ve dış politikalara da bağlı olarak Türkiye, AB için artık ‘stratejik ortak‘ söylemiyle muhatap olmaya devam ediyor.
Türkiye, Üyelik Hedefinden Uzaklaşıyor
Son yıllarda, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin adaylık sürecine yönelik hazırladığı ilerleme raporlarında ‘insan hakları’, ‘adalet uygulamaları’, ‘kamu yönetimi reformu’, ‘yolsuzlukla mücadele’, ‘organize suçla mücadele’ ile ‘ifade ve basın özgürlüğü’ gibi iç politikaya ait konularda sorunları sıklıkla dile getiriliyor. Bunun yanı sıra, Türkiye ile AB arasında dış politikada sorun haline gelen Doğu Akdeniz meselesi ile göçmen politikası konusundaki çıkar çatışmaları da her iki aktörü de üyelik süreci perspektifinden uzaklaştırıyor.

Kamuoyu Ne Düşünüyor?
İç ve dış siyasal gelişmelere bağlı olarak, hem AB tarafından -Eurobarometer- hem de Türkiye’deki kuruluşlar tarafından yapılan kamuoyu araştırmaları, Türk vatandaşlarının AB üyeliği sürecine dair yaklaşımını değerlendirmeye çalışıyor. Yapılan bu çalışmalar, Türkiye’deki ana akım medyanın AB’ye yönelik kayıtsız tavrı karşısında sadece görünürlük görevi görmüyor, ayrıca Türk kamuoyunun bu süreçteki perspektifini de gelişen olaylar bağlamında ölçme işlevini de taşıyor.
Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde, sadece Türk kamuoyunun beklentilerini ve yaklaşımını ölçmek, Avrupa vatandaşlarının perspektifini görmek açısında yetersiz olabilir. Ekim 2006’da AB’nin ‘AB ve Komşuları’ başlıklı araştırmasında, müzakerelerin başlamasından hemen bir yıl sonra AB vatandaşlarının yakın gelecekte üyelik konusunda Türkiye’nin en büyük aday olduğunu (%42) belirtmesi, ivme kazanan iyi ilişkilerin bir sonucuydu. O yıllarda Türkiye, üyelik konusunda AB vatandaşları tarafından, bugün AB üyesi olan Romanya (%29), Bulgaristan (%25) ve Hırvatistan’dan (%14) daha fazla kabul görmüştü.

Türk kamuoyunun ise beklentileri, yaşanan gelişmeler bağlamında farklılık göstermekle birlikte, AB’ye üyeliğin olumlu bir gelişme olacağını belirtmelerine rağmen, üyelik konusunda ise diğer aday ülkelere (Arnavutluk, Karadağ, Kuzey Makedonya ve Sırbistan) göre daha karamsar bir tutum vardır. AB’nin Temmuz-Ağustos 2020 döneminde gerçekleştirdiği ‘AB’de Kamuoyu‘ başlıklı araştırmasına göre, Türk vatandaşlarının %74’ü AB’ye güven duymazken, %19’u güvendiğini belirtmiştir. Bu durum, özellikle siyaset gündeminin başında yer alan sıcak gelişmelerin bir sonucu olduğunu göstermekle birlikte, üyelik anlayışının ve motivasyonunun sadece belirli mecralarda ve kısıtlı yaygınlaştırma araçlarıyla sürdürülmesinin de kanıtıdır.
Negatif Tutuma Rağmen ‘Üyelik Güzel Bir Şey’
Türk kamuoyu, AB’ye güven konusunda önemli bir güven kaybı duygusu yaşasa da AB üyeliğinin gelecek nesiller için kaliteli bir yaşam sunacağını vurguluyor. Araştırmaya katılan kişilerin %58’i AB üyeliğinin gelecekte önemli faydaları getireceğini savunurken, %41’i ise bir fayda kazanamayacağını belirtiyor. Bu oran, yukarıda ismi geçen diğer aday ülkelerle karşılaştırıldığında, çok düşük kalıyor. Örneğin, Arnavutlar’ın %94’ü, Kuzey Makedonlar’ın %81’i AB üyeliğinin önemli faydalar sağlayacağını düşünüyor. Bu anlayış, AB’ye üye olabilme anlayışını da etkiliyor. Bu veriler göz önüne alındığında, Türk kamuoyunun sadece %39’u AB üyeliği konusunda olumlu yaklaşırken, %27’si olumsuz yaklaşmakta, %34’ü ise bu konuda olumlu ya da olumsuz bir düşünceye sahip olmadığını belirtiyor.
Türk kuruluşların gerçekleştirdiği araştırmalarda da benzer sonuçlar ortaya çıkmaya devam ediyor. 2019 yılında, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) desteği ve İktisadi Kalkınma Vakfı’nın (İKV) işbirliği ile Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırmaları Vakfı (TEPAV) tarafından kaleme alınan ‘Türkiye Kamuoyunda Avrupa Birliği Desteği ve Avrupa Algısı Araştırması‘nda, katılımcıların %77’si, Türkiye’nin AB’ye üye olacağına inanmadığını söylerken, %23’ü inandığını belirtiyor. Bu rakam, 2015 (%30), 2016 (%36) ve 2017 (%31) yıllarına göre düşüş göstermektedir. Ancak bu olumsuz düşünceye rağmen, katılımcıların %67’si Türkiye’nin AB’ye üye olmasını destekliyor.
Güçlü Bir İletişim Stratejisi Gerekiyor
Üyelik sürecine yönelik artan olumsuz ve inançsız durum, devlet kurumlarının sivil toplum, üniversiteler ve özel sektörle birlikte bu süreçte daha fazla sorumluluk alması gerektiğini gösteriyor. Devletin bu aktörler ile birlikte, AB üyelik sürecine yönelik uyguladığı ‘AB İletişim Stratejisi‘, hedef ve yöntemlerini açıkça ifade etse de kamuoyuna güçlü bir şekilde ulaşma konusunda önemli eksikliklere sahip. AB görünürlük araçları, sadece tematik alanlarda ve belirli gruplar arasında yaygın bir şekilde yer alırken, eğitim ve sosyo-kültürel seviyesi daha düşük olan kamuoyu gruplarının bu görünürlüğe erişimi sınırlı kalıyor. Medya tercihlerinde özellikle paylaşılan sorunlar ve kriz dönemleri, kamuoyunun düşüncelerini olumsuz yönde etkiliyor. Bu durum, özellikle iktidarın zaman zaman AB’ye karşı ve AB’nin de Türkiye’ye karşı sert çıkışları ile ilişkilerin iç siyasete malzeme edilmesi, arka planda oluşturulmaya çalışılan ve az da olsa görünürlüğe sahip AB üyelik perspektifine zarar veriyor.
Mevcut iletişim stratejisinde verilen ‘genel mesajlar’ da göz önüne alındığında, tabana yayılan, kitle iletişim araçlarında daha fazla yer alan ve AB adaylık sürecinde sağlanan kazanımların ön plana çıkarılması, üyelik anlayışının güçlendirilmesi konusunda daha fazla pozitif bir etki yaratacaktır.
