Herkes İçin Dijital Bir Gelecek Mümkün mü?

Yaklaşık 80 milyon Avrupalı’nın ne internete ne de bilgisayara sahip olması, dijital politikaların Avrupa Birliği kamuoyunda kabul görmesi konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Günümüzde, işlemsel, bilgi ve operasyonel teknolojiler, ülkeler arasındaki küresel rekabetin, pazarın ve coğrafi yakınsamanın önemli dinamiklerini oluştururken; ortaya çıkan artı değer, toplumların refahını ve ülkelerin politik tercihlerini de etkiliyor. Bu artı değerin elde edilmesi konusunda ülkeler arasında sertleşen rekabet, dijitalleşme politikalarını da çeşitlendiriyor.

Son 30 yılda, Avrupa’da ve dünyada rekabet sürecinde dijitalleşmeye dair önemli gelişmeler yaşanırken, toplumsal yaşamın dönüşümü sürecinde de önemli gelişmeler söz konusudur. Sağlık, eğitim, ulaşım, iletişim ve tedarik zinciri gibi alanların dijital yöntemlerle sürdürülebilirliğinin sağlanması konusunda arayışlar devam ederken, Avrupa Birliği (AB), 27 üye ülkenin dijital dönüşümü konusunda aşağıda başlıklarla tanımlanan kapsayıcı ve sürdürülebilir bir süreci hedefliyor:

  • Herkes için işleyen bir teknoloji,
  • Adil ve rekabetçi bir dijital ekonomi,
  • Açık, demokratik ve sürdürülebilir bir dijital toplum,
  • Küresel ve dijital bir oyuncu olarak Avrupa.

Bu stratejik hedefler, sadece belli bir sektörü değil, aynı zamanda toplumun tüm dinamiklerini içine alan bir anlayışı temsil ediyor. Ancak bu anlayış, politikaların uygulanmasında ve tabana yayılmasında önemli sorunları açığa çıkarıyor. Yapılan araştırmaya göre, Avrupa dijital bir ikilemle karşı karşıyadır: kapsayıcılık ve yakınsama üzerindeki etkinin en güçlü olduğu yerde, Avrupa’nın performansı mütevazi; performansının en güçlü olduğu yerlerde ise içerme ve yakınsama üzerindeki etkisi daha zayıftır.

Ortaya çıkan bu ikilem, internet hizmetlerine erişim konusunda yaşanan zorluklar ve yatırım süreçlerine dair uluslararası hizmetlerin erişilebilirliğinin yeterince güçlü olmadığını ortaya koyuyor. Bir başka sorun ise, internete erişim açısından temelde yoksulluğun getirdiği kaygı ve toplumun gelecekte refah seviyesi yüksek olan gruplardan kopmasıyla Birlik içerisinde daha fazla ayrımcılığa maruz kalacağını gösteriyor. Bu durum, dijital bölünmenin temel bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Dijital eşitsizlik, Avrupa toplumu içerisinde ekonomik eşitsizliği, teknolojiye erişememeyi ve teknolojinin üretim sürecinde katılım eşitsizliğini de doğuruyor. “Avrupa’nın Dijital Dönüşümü” adlı politika metninde ifade edildiği üzere, yaklaşık 80 milyon Avrupalı’nın ne bilgisayarının ne de pahalı olduğu için internetinin olmaması, dijital eşitsizliğin Birlik içerisinde yüksek olduğunu gösteriyor. Lizbon Antlaşma’nın 8’inci Maddesi, Birlik vatandaşları arasında ‘eşitlik ilkesini’ gözetse de makro politikaların arka planında kalan bu nüfus, Birliğin dijital içerme politikalarının hayata geçirilmesi konusunda bu eşitlik ilkesinden yararlanamıyor.

Dijital dünyaya erişememe riski, gelecek yıllarda bu vatandaşların sadece ekonomik anlamda yoksunluğunu ortaya koymuyor, bu sorun gelecekte Avrupa kamusal alanının dijitalleşmesi konusunda da dönüşüm sürecini engelleyici bir risk taşıyor. Manuel Castell’in “Enformasyon Çağı: Ekonomi, Toplum ve Kültür” adlı kitap serisinin 1’inci cildinde de ifade ettiği üzere, enformasyon teknolojilerinde ağların yayılması ve buna bağlı olarak toplumun ağa dahil olması, yararı ve maliyeti doğrudan artırır. Ancak ağın dışında kalmanın cezası da ağın büyümesiyle birlikte büyür. Çünkü, ağın dışında kalan grupların başka unsurlara (fırsatlara) erişim olanağı da azalır. Bu saptamada da görüleceği üzere, AB’nin gelecek 50 yıl için projeksiyonunu çizdiği dijital hedeflere yaş, coğrafi farklılık, yoksulluk ve sosyo-kültürel eşitsizlikten dolayı dahil olamayan nüfusun, ortak bir Avrupa ekseninde refah seviyesine ulaşması ve kamusal alanı güçlendirmesi pek mümkün görünmüyor.

Yorum bırakın