2005 yılında yapılan federal seçimlerin ardından, Almanya’nın en genç ve ilk kadın şansölyesi unvanına sahip olan Angela Merkel, 16 yıllık süren iktidarının ardından aktif siyaset hayatını sonlandırırken, arkasında yaklaşık 16 milyon yoksul bıraktı.
ABD merkezli iş dergisi Forbes’ın her yıl yayınladığı ‘Dünyanın En Güçlü 100 Kadını’ sıralamasında 2007-2020 yılları arasında tam 14 kez dünyanın en güçlü kadını olarak seçilen Angela Merkel, 2018 yılında Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) başkanlığını bıraktı, bu yıl yapılan genel seçimde de aday olmama kararı aldı.
Bu karar, Avrupa ekonomi ve siyasetine yön veren Almanya için sürpriz bir sonuç olmazken, Merkel sonrası hükümete dair Almanya’nın ve Avrupa’nın geleceği konusunda soru işaretlerini gündeme getirmedi. Bu yıl yapılan seçimler sonucunda Olaf Schulz başbakanlığında Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), Birlik90/Yeşiller ve Hür Demokrat Parti koalisyonu yeni dönemine başladı.

Merkel Döneminde Almanya Ekonomisi
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) verilerine göre, 2021 yılında 4,23 trilyon Dolar’lık Gayri Safi Milli Hasılası (GSMH) ile dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Almanya, Merkel’in iktidara geldiği 2005 yılında 2,85 trilyon Dolar’lık GSMH’ye sahipti. Almanya için görülen bu yükseliş, Merkel hükümetlerinin bir başarısı olarak görülebilir, ancak Avrupa Birliği’nin (AB) bütünleşme politikaları ekseninde desteklediği Tek Pazar anlayışı, Avrupa’nın en büyük sanayi ülkesi olan Almanya’nın bu hedeften istediği pastayı aldığını gösteriyor.

Yıllar içerisinde görülen bu büyüme, ülke ekonomisinde vatandaşlara farklı düzeylerde yansıdı. 2005 yılında 34,500 Dolar olan kişi başına düşen milli gelir, 2020 yılında 46.208 Dolar seviyesine çıktı. Ancak kişi başına düşen milli gelir oranlarındaki bu yüksek artış, halkın refahının yükselmesi konusunda yeterli olmadı. Çünkü gelirler arasındaki farklılıklar, toplumdaki yoksulluk oranlarına yansıdı. 2005 yılında %12,5 olan yoksulluk oranı, 2006 yılında sert yükselişle 15,2’ye; 2014 yılında ise %16,7 seviyesine yükseldi. 2020 yılında ise Kovid-19’un da etkisiyle %18,5 ile Merkel döneminin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu durum gösteriyor ki yaklaşık 15,5 milyon Alman vatandaşı yoksulluk altında yaşıyor.
Almanya’daki yoksulluk ve işsizlik oranları karşılaştırıldığında, ortaya bir soru işareti çıkabilir: İşsizlik oranı Ekim 2021 itibariyle %3,4 iken, yoksulluk oranı nasıl yüksek olabilir? Bu soruya en net cevap, Almanya’da yüksek oranda ‘çalışan yoksul’ gerçekliğidir. 2008-2015 yılları arasında işteki yoksulluk oranı %8,4’ten %10,7’ye yükselirken; orta düzeyde emek yoğunluğu ile çalışan yoksulluk oranı 2008’de %12,5’ten 2015’te yüzde 18,6’ya ulaştı. Düşük emek yoğunluğu kişi başına %27,9’dan bir %36,8’e; yüksek çalışma yoğunluğundaki yoksulluk oranı ise %7,9’dan %9,8’e yükseldi.
Yeni Hükümet Ne Yapacak?
SPD’nin liderliğinde, üç partinin oluşturduğu koalisyonu, pandeminin getirdiği şartlarla birlikte zorlu bir süreç bekliyor. Tüm dünyada olduğu gibi Almanya’da da enflasyon oranlarında artış yaşanırken, Kasım 2021’deki %5,2’lik oran, son 30 yılın en yüksek enflasyon rakamı olarak ortaya çıktı. Enflasyonun getirdiği zorluklara karşı, özellikle seçim döneminde de ifade edilen saatlik asgari ücretin 12 Avro’ya çıkarılması, kiradaki artışlara karşı mücadelede 400 bin yeni kotunun inşa sürecine destek sağlanması ile araştırma ve geliştirme faaliyetlerine daha fazla kaynak ayrılması taahhüt edildi.

Ancak bu vaatlerin karşılanması konusundaki belirsizlikler ve SPD ile Yeşiller’in zenginlerden daha fazla vergi alma düşüncesine karşı Hür Demokratlar’ın özel sektörün rekabet gücünü etkileyebileceği endişesiyle karşı çıkması, politikaların gerçekleştirilmesi konusunda soru işaretlerini de beraberinde getiriyor.
Kovid-19’un şiddetli etkilerinin yaşandığı geçtiğimiz yılda, tedarik zincirleri konusunda yaşanan sorunlar, Trump’ın mirası olan ve çip tedariği üzerinden devam ettirilen örtülü ticaret savaşı, dünya otomotiv endüstrisinde lider olan Almanya’nın ihracata dayalı büyümesine zarar veren bu süreçte, yeni hükümetin politikalarının sürdürülebilir olup olmadığını yakın zamanda test etmeye imkan bulacak.

[…] cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, ‘AB’nin fiili lideri fırsatını ele geçirdi. Almanya’nın eski şansölyesi Angela Merkel sonrası Fransa’nın AB bütünleşme sürecinin temel lokomotifi olma hedefini de açıkça […]
BeğenBeğen