Avrupa Parlamentosu’nun 2022 Yılı Türkiye Raporu Açıklandı

Avrupa Parlamentosu’nun tavsiye kararı niteliğinde olan 2022 Yılı Türkiye Raporu, 18 oya karşı 434 oyla kabul edildi.

2015 yılına kadar ‘İlerleme Raporu’ olarak yayınlanan sonraki yıllarda ‘Türkiye Raporu’ olarak ifade edilen yıllık rapor, 152 parlamenterin çekimser kaldığı, 18 oya karşı 434 oyla Genel Kurul’da kabul edildi. Türkiye raportörü Sanchez Amor tarafından hazırlanan rapor, önceki yıllarda Türkiye’nin temel hak ve özgürlükler, demokratikleşme ve hukuk ihlallerinin ön plana çıktığı raporlara benzer nitelik taşımakla birlikte, son dönemde bölgede yaşanan Ukrayna-Rusya Savaşı, Rusya’ya yönelik yaptırımlar, tahıl koridorunun açılması, İsveç’in NATO üyeliği süreci, mülteci sorunu ve Kıbrıs meselesi öne çıkarılan başlıklar oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve
AB Konseyi Başkanı Charles Michel

1999 Helsinki’de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nin ardından Türkiye’nin adaylığı resmen onaylanmış, 2005 yılında da tam üyeliği müzakereleri başlatılmıştı. Ancak aradan geçen 18 yıllık süreçte, Türkiye’nin, AB’nin ve bölgenin yaşamış olduğu negatif yönlü gelişmeler, Türkiye’yi ve AB’yi Türkiye’nin tam üyelik perspektifinden uzaklaştırdı.

Özellikle Suriye İç Savaşı’nın ardından yoğunlaşan ve bölgesel bir kriz haline dönüşen yasadışı mülteci sorunu, Türkiye’yi AB için tampon bir bölge olmaya zorlamış, gerçekleştirilen mali yardım politikalarıyla bu sorun AB için dışsallaştırılmıştı. AB, bu sorun ve bölgesel düzeyde artan terör tehdidi altında, Türkiye’yi sınırlarını koruyan bir jandarma rolünde değerlendirdi.

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu

Bu durum, Türkiye’de son yıllarda yaşanan darbe girişimi, demokratikleşme ve hukuk ihlalleri konusundaki tartışmalarla birleştiğinde, Türkiye’yi AB için aday bir ülke olmaktan çok ‘bölgesel anlamda stratejik bir ortak’, güvenlik bağlamında bir müttefik olarak değerlendirmeye sevk etti.

2022 Yılı Türkiye Raporu’nda Hangi Başlıklar Öne Çıkıyor?

Raporda, önceki yıllarda benzer sorunlara ve eksikliklere dikkat çekilirken, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yapısal eksikliklerine dikkat çekilirken, TBMM’nin hükümetin hesap verebilirliğini sağlayacak gerekli araçlardan yoksun olduğunu aktarıldı.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde başta terör, kaçak göçmen sorunu ve sınır ötesinde yaşanan durumlara ilişkin hususlar ele alınırken, bir barış sürecinin yeniden tesis edilmesi konusunda gelişmenin olmadığı vurgulandı. Bu hususun yanı sıra, sivil toplumun güçlendirilmesi konusundaki eksiklikler, kamu yönetimi konusunda kapsamlı bir reform gündeminin olmadığı, yargı sistemine ilişkin hazırlıkların başlangıç aşamasında olduğu, yolsuzlukla mücadele konusunda ise ilerlemenin kaydedilmediği aktarıldı.

Demirtaş ve Kavala Davaları Üzerinden Eleştiriler Devam Ediyor

Raporda, Türkiye’de insan hakları ve temel haklar bağlamında kötüleşmenin devam ettiği vurgulanıyor. Darbe girişimi sonrası bir süre yürürlükte olan olağanüstü hâl (OHAL) sonrası getirilen tedbirlerin birçoğunun yürürlükte olduğu aktarıldı. Raporda ayıca, ulusal yasal çerçevenin, insan haklarına ve temel haklara uyulmasına ilişkin genel güvenceleri içerdiği aktarılırken, ancak mevzuat ve uygulamasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ile uyumlu hâle getirilmesi de isteniyor.

HDP Eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve Osman Kaval için AİHM tarafından alınan kararlara uyulmaması da Türkiye’nin eleştirildiği başlıklar olarak raporda yer alıyor.

Rapor, Türkiye’nin Dış Politikadaki Stratejik Hedeflerini Görmekten Uzak

Ukrayna – Rusya Savaşı’nın başlamasından bu yana Türkiye’nin başta Tahıl Koridoru’nun açılması, terörle mücadeledeki haklı tavrı ve Akdeniz’deki çıkarlarını – Mavi Marmara ve Kıbrıs Meselesi – koruması konusunda eylemlerine yönelik eleştirilerini Birliğin çıkarları ekseninde sürdürmeye devam ediyor. Birliğin enerji, Akdeniz’deki çıkarları ve Rusya’ya karşı Batı Bloğu içerisinde yer alma gayretine karşı Türkiye’nin ulusal çıkarlarını ve beklentilerini anlama konusunda yetersiz kılıyor.

Türkiye – AB İlişkilerinde Yol Haritası Nasıl Çizilecek?

Yıllardır süregelen eleştirilerin ötesi, Türkiye’nin ve AB’nin ekonomi, dış politika ve güvenlik gibi konularda ayrışan yaklaşımları, uzun süredir donmuş halde olan Türkiye’nin üyelik sürecini pozitif anlamda etkileyecek zihin yapısını ortadan kaldırıyor.

AB, Türkiye’nin ihracat konusunda en büyük ticaret ortağıdır. 1995 yılından bu yana devam eden Gümrük Birliği üyeliği, Türkiye’nin AB tarafından araştırma ve geliştirme alanında oluşturulan hibe programlarına katılımı, bölgesel ve küresel anlamda iki önemli dinamik olan aktörü stratejik iş birliğine yönlendiriyor. Türkiye’nin genç cumhuriyetten bu yana batı dünyasına eklemlenme hedefinin – NATO, BM ve Avrupa Konseyi üyeliği, AB adaylığı – ülke için stratejik bir yaklaşım olduğu göz önünde bulundurulduğunda, adaylık süreci donmuş halde varlığını sürdürecek. Türkiye, bu süreçte başta Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi, kurumlarının revizyonuna ilişkin mali destekleri alması ve vatandaşlarının vize serbestisi gibi konularda çıkarlarının korunması konusunda daha pragmatik adımları takip etmeye devam edecek.

Yorum bırakın